Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela
Bu cümle M. Akif rahmetlinin Çanakkale şiirinden aldığımız bir tabir.
İstiklâl Marşı şairimiz,bu ifadelerle, emperyalist ülkelerin, İslâm’a karşı, yaptıkları askeri yığınağın karakterini anlatıyor.
Olayı “Avustralyayla beraber bakıyorsun Kanada, lisanlar başka, deriler rengarenk, sâde bir hâdise var ortada vahşetler denk,” diye tasvir ediyor.
Görülüyor ki, emperyalist batılılarda bugün dahi, değişen bir şey yok. Çanakkale Savaşı’ndan önce uyguladıkları, taktikler, hileler, varmak istedikleri neticeler, tamâmen bugün Ortadoğu’da uyguladıkları taktik ve stratejilerin aynısı.
Evet aynı yöntemler, birinci - ikinci Körfez Savaşlarında, Afganistan’ın ve Irak’ın işgalinde ve işgalden sonraki Birleşmiş Milletler ve NATO için yapılan, asker toplama girişimlerinde de uygulanmıştır. Ve bugün Lübnan’a asker gönderme işinde de uygulanmaktadır.
Bunun için bizler diyoruz ki, bu, karanlık emel ve ihtirasların ürünü olan karmaşa ortamına Mehmetçiklerimiz asla sokulmamalıdır.
Bu girişim yanlıştır, bizim bu zâlimlerin arasında ne işimiz var. “Zararın neresinden dönülse kârdır.”
SayınBaşbakan, alınan bu kararın yanlışlığından kuşkuya kapılmış olmalı ki, Bizim askerimiz, asla Hizbullah’ın silahlarını toplamak için gitmiyor, böyle bir maksat güdüldüğünü sezersek, derhal askerimizi çekeriz diyor. Ve kamuoyumuza tekrar tekrar teminat vermek ihtiyacını duyuyor.
Ama ne yazıkki batılıların bu konuda ne derece hinoğluhinlik içinde olduğunu hesaba katamıyor. Büyük bir ihtimâle göre, bizim askerimize Lübnan sahillerindeki bir bölgenin bekçiliği görevi verilecekmiş. Oysaki, Hizbullah’a yapılan her türlü yardımlar, deniz yoluyla yapılıyormuş. Görülüyorki askerlerimizin sâdece bu mevkide meyvzi olması bile, batılıların ve öncelikle İsrail’in, silah zoruyla yapamadığı, Hizbullah’ı, etkisiz kılma işini bilerek veya bilmeyerek askerimize yaptıracaklardır.
Böyle bir ortamda görev almak neresinden bakılırsa bakılsın, kirli bir iştir. Batılıların kirli emellerine, ister istemez âlet olmamız kaçınılmaz gözüküyor.
Cümlealem biliyorki ve târihler şahittir ki, batılılar, kesinlikle kendi koydukları savaş kurallarını bile, pervasızca çiğneyerek, sivil asker gözetmeksizin, en kanlı katliamları kahramanlık telâkki ediyorlar. Lübnan saldırısı bunun en sıcak örneğidir.
Efendim, İsrail öyle yaptı amma, ABD yapmadı diyemezsiniz. Zira ABD, İsrail’in her yaptığını onaylamıştır ve BM teşkilâtının, mazlumlar lehine aldığı bütün kararları ABD anında veto etmiştir.
Bush ve müttefikleri, İslâm âlemine haçlı zihniyetiyle yaklaşıyorlar. Böyle olduğu için Müslümanı Müslümana kırdırma fitnesi çıkarıyorlar. Çanakkale Savaşı’nda da benzeri taktikler uygulanmıştı, Endonezya Müslümanları aldatılarak Mehmetçiğe karşı kullanılmıştı.
Lübnan’a BM gücü gönderilmesinde, Bush-İsrail, Fransa ve benzeri ülkeler kesinlikle samimi değildir. Bu mola devresinden sonra ABD ve İsrail şartları lehlerine çevirir çevirmez, kaldıkları yerden devam ederek önce Lübnan’ı, arkasından Sûriye’yi vuracaklar ve İran’la savaşa başlayacaklar. İsrail bu maksatla, İran savaşında görev alacak komutanını bile şimdiden atamıştır.
Fransa, hududları yeniden çizilecek olan Lübnan ve Suriye’yi eskiden olduğu gibi yeniden sömürge yapmanın tatlı rü’yalarını görüyor.
Onlar, böylesine istilacı ve sömürgeci emeller peşinde, ama biz Türkiye olarak kısa vâdeli, birbirinden kopuk politikalar izleyerek, zevâhiri kurtarabileceğimizi zannediyoruz.
Oysaki Büyük Ortadoğu Projesi’nin, alevlendirdiği büyük yangın adım adım ülkemize doğru yaklaşıyor. Bu akibetten kurtulmamız için, isâbetli ve büylük projeler üretmemiz gerekiyor. Sonumuz ne olacak bunu düşünmek bile istemiyoruz.
Halbuki, Büyük Ortadoğu’yu işgal ve istilâ etmek isteyenlerin meydana getirdikleri yığınak, Akif rahmetlinin, “Kimi Yamyam, Kimu hindu, kimi bilmem nebelâ” diye târif ettiği yığınaktan farklı değildir.
Silkinmeliyiz, kendimize gelmeliyiz, bizi etkisiz bırakan onların yığınağından ayrılarak, “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye bu dünyada yerini alır” diyerek, gücümüzü ve stratejik mevki ve ağırlığımızı, dünya barışından yana koyarak, bütün mesaimizi ülkemizin ve dünyanın kurtuluşu ve saadet ve selamete erişmesi için kullanmalıyız.
|